Rusya’nın Güney Kafkasya’daki hakimiyeti sona mı eriyor. İpler her an kopabilir

Güney Kafkasya’da jeopolitik çekişme 1991’de SSCB’nin çöküşü, bağımsızlığını yeni kazanan cumhuriyetler arasında beklenen ekonomik zorluklara ve istikrarsızlığa çözüm bulma mücadelesini tetikledi. Bu nedenle eski Sovyet devletleri bölgesel işbirliği girişimleri kurma telaşına düştüler. Bunların en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

-SSCB’nin 1991’de dağılmasının hemen ardından kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT).

-1992 yılında Kolektif Güvenlik Anlaşması olarak kurulan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO).

-1994’te tesis edilen Avrasya Ekonomik Birliği (EAEU).

-1997 yılında çalışmalarına başlayan GUAM Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü (GUAM).

Kendisini SSCB’nin mirasçısı olarak konumlandıran Rusya, dağınık cumhuriyetler üzerinde nüfuzunu sürdürmek için büyük bir çaba gösterdi ve bu çabaları hala sürüyor. Rusya özellikle EAEU ve CSTO gibi hakim olduğu örgütler aracılığıyla söz konusu ülkeleri kontrol altına aldı. Ancak Rusya’nın kendi çıkarlarını üye ülkelerin çıkarlarının önünde tutan katı yaklaşımı kısa bir süre sonra gerginlik yarattı. Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ’da son dönemde yaşanan çatışma bunun mükemmel bir örneği.

Ermenistan yıllardır Rusya ile batıyı dengeleme çabası güdüyor. Ermeniler çoğu Rus girişimine katıldı ve Ermenistan-Rusya bağlarını güçlendirirken aynı zamanda batıya, özellikle de AB ve Fransa’ya kur yapmayı ihmal etmedi. Ermeni cambazının bu tehlikeli ip yürüyüşü, kaçınılmaz olarak zaman zaman Rusya ile sürtüşmelere yol açtı ve diplomatik ilişkileri gerginleştirdi. Artan tansiyon sonrasında Rusya, Ermenilere karşı Azerbaycan Türklerini yanına çekerek Ermenistan’ı zorunlu işbirliğine itti. Bu olay aynı zamanda Azerbaycan’ı Ermenistan’ın yanında yer alan batıdan giderek uzaklaştırdı.

Ermenistan’ın Rusya’nın etkisinden kurtulmaya yönelik ısrarlı çabaları cezasız kalamazdı ve kalmadı da… Rus barış gücü, Azerbaycan’ın Karabağ’ı ele geçirmesi sırasında kasıtlı olarak hareketsiz kaldı. Ermenistan, durumun kötüleşmesinden Rusya’yı sorumlu tuttu ve sonuç olarak CSTO’ya katılımını askıya aldı . Rusya’nın çatışmaya verdiği tepkiden hayal kırıklığına uğrayan Ermeni yetkililer, şimdilerde anlaşmadan tamamen çekilmeyi gündemine almış durumdalar ve Ermeni diplomatlar güvenlik seçeneklerini çeşitlendirmeleri gerektiğinin farkındalar.

2006 yılında Gürcistan parlamentosu oybirliğiyle NATO üyeliğine onay verince Rusya, 2008’de ayrılıkçı Güney Osetya ve Abhazya Cumhuriyetlerine saldırdı. Bu olay beklenen bir şekilde Rusya-Gürcistan ilişkilerini dondurdu. Dahası Gürcistan’ı Rus muhalifler için bir sığınak haline getirdi. Bu, Gürcistan’ın batıya yönelmesinin bir cezasıydı ya da Rusya’nın eski BDT ortağını kontrol etmek için başvurduğu son çareydi. Batı’nın Rusya’nın hakimiyetini zayıflatma oyununun coğrafi sahnesi, Rusya’nın güney kalesi olarak gördüğü Güney Kafkasya oldu. Bölgedeki tüm ülkeler bir zamanlar Moskova’nın sıkı nüfuz alanı içindeydi. ABD ve Avrupa’nın bölgedeki Rusya ittifak sistemini parçalamaya çalışmasının altında da işte bu gerçek yatıyor.

Rusya’nın Ukrayna işgali de aslı itibariyle yukarıdaki örneklerinden farklı değil. Ukrayna dümeni batıya kırınca Rusya da bunu cezalandırdı. Şimdilerde Rusya’nın gidişatından rahatsız olan veya sırada kendilerinin olmasından korkan cumhuriyetler çoktan hami arayışına girmiş durumdalar.

2019 tarihli RAND raporu, ABD’nin Rusya’nın etkisini zayıflatmak için Güney Kafkasya’daki mevcut gerilimlerden yararlanmasının faydalarına özel bie bahis açtı. Raporda iki seçenek öne sürülüyor: Gürcistan ve Azerbaycan’ı NATO’ya itmek ya da Ermenistan’ı Rusya ile bağlarını koparmaya ikna etmek.

ABD kısmen birinci seçeneği tercih etti ve Ermenistan’ın Rusya’ya karşı yaşadığı hayal kırıklığı ikinci seçenekte ilerleme kaydedildiğini gösteriyor. RAND, bunun Rusya’yı askeri güçlerini geri çekmeye zorlayacağını öngördü. Ancak Ermenistan’ın imzaladığı anlaşmalar, Rus barış güçlerinin 2044 yılına kadar tek taraflı olarak görevden alınmasını engelliyor. Batı, kaybedilen toprakların geri kazanılmasına engel olan manevi desteğin ötesinde, Ermenistan’a somut bir askeri yardım sağlayamadı veya sağlamadı.

Batı açık bir şekilde Güney Kafkasya’nın Rusya’dan kurtulmasını istiyor. Ancak asırlık bağlar bir anda yok olmuyor. Dahası ABD veya AB’nin doğrudan müdahalesi, özellikle Ukrayna’da zaten istikrarsız olan durum göz önüne alındığında, Rusya ile gerilimi artırma riski taşıyor. Bunun yerine, Azerbaycan’ın daha fazla Ermeni topraklarına el koyma yönündeki sürekli baskısı, Batı’nın hedeflerine dolaylı olarak hizmet ediyor.

İronik de olsa Rusya’nın güvenlik garantilerinin güvenilmez olması nedeniyle zayıflayan Ermenistan, alternatif çözümler aramak zorunda kaldı. Seçenekler, böyle bir ittifakın olası olmamasına rağmen Rusya’nın ideolojik rakipleri tarafından da desteklenmeye müsait. Bu durumda da Batı’nın Ermenistan’a karşı eylemsizliği çok daha derin anlamlar atfetmeye müsait oluyor.

Çatışma öncesinde ABD hiçbir tarafı düşmanlaştırmayacak çözümlerle boğuşuyordu. Şimdi durum onu ​​da bir seçim yapmaya zorluyor. Müdahale olmazsa Ermenistan giderek batıya biraz daha yaklaşacak bunun da Rusya ile ilişkileri Arap saçına çevireceği açık. Evet, Ermenistan şu sıralar acı çekiyor ama unutmamalı ki siyaset acımasız bir oyun…

Gürcistan ve Ermenistan’ın AB üyeliği şimdilik uzak bir ihtimal. AB zaten daha yakınlardaki Moldova ve Karadağ’ı bünyesine katma konusunda fazlasıyla zorluk ile karşı karşıya kaldı. Ermenistan’a işbirliği ağlarının ötesinde somut vaatlerin verilmesi pek olası değildir. Genişlemenin potansiyel maliyetleri, özellikle bölgesel güçler arasında sıkışmış sorunlu bir Ermenistan için, faydalarından daha ağır basıyor. ABD stratejisi ise etkili görünüyor ve eli arttırmaya daha hevesli bir duruş sergiliyor.

Ermenistan’daki diplomatik destek ve endişeler, onu Blinken’in zamanının ötesinde, ağır kaynak yatırımı olmayan bir müttefik olarak konumlandırıyor . Belki de yalnızca Azerbaycan’ın aşırı müdahalesi, kaldırabileceğinden fazlasını ele geçirmesi, Rusya’yı veya batıyı doğrudan ya da dolaylı bir müdahaleye zorlayabilir.

ABD, Gürcistan’ı NATO hedeflerine tamamen geri dönmeye teşvik etmek ve Ermenistan’ı da kendi topraklarındaki Rus Gümrü Üssü’nü kapatmaya teşvik etmek istiyor. Bu, Rusya’yı önemli kaynak ve birliklerini Güney Kafkasya Askeri Bölgesine kaydırmaya zorlayacaktır. Son olarak bütün bu esnada Türkiye kritik bir rol oynuyor.

Türkiye olmadan Batı bu ülkeleri Rusya’dan çekemeyeceğinin farkında. Zira Türkiye, Güney Kafkasya’nın batıya açılan yegane erişim noktası. Bu da bize bölgede çok fazla güçlü bir konum sağlıyor. Durumun ikincil faydaları da mevcuttur. Mesela Azerbaycan, batının İran’a karşı giriştiği mücadelede bölgenin en umut verici ülkesi konumundaydı. Çünkü batılıların gözünde Azerbaycan, İran’dan istihbarat sağlayabilir ve Hazar Denizi petrol ve gaz rezervlerine erişim sağlayabilirdi. Ancak Azerbaycan’ın Türkiye ile güçlü bağları, onun ABD ile daha yakın işbirliğine çok daha tedbirli yaklaşmasına neden oldu.

Ermenistan ve Gürcistan tarih boyunca Rusya’ya çok önemli hizmetlerde bulundular. Hatta bütün yaşananlara rağmen yakın ekonomik bağlarını sürdürüyorlar. Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu korumak için bölgede aktif olarak çalıştığı artık bir sır değil. Georgian Airways’in Mayıs 2023’te Rusya’ya doğrudan uçuşlara yeniden başlaması bunun bir örneği. Ayrıca Gürcistan Başbakanı yakın bir zaman önce ABD’yi Gürcistan’daki devrim girişimlerini (2020 ve 2023) desteklemekle suçladı ve Ukrayna’yı ülkesine yönelik bir tehdit olarak nitelendirdi.

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz aylarda Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere Moskova’ya uçtu. Görüşmeden sonra kameraların karşına geçen Putin artan ticari ilişkilerle övündü ve ilişkilerin daha da güçleneceğini belirtti. Rus kamuoyu şüpheciliğini sürdürürken, Ermenistan’ın Rusya ticaretine tarihsel bağımlılığı, çatışma sonrasında zayıflayan konumu ve Batı desteğinin olmayışı ile birleşince, Paşinyan’a çok az seçenek kaldı. Ancak toplantının güvenlik kısmı hala gizlilik perdesinin ardında duruyor.

Rusya’ya meydan okuyan Gürcistan ve Ermenistan, içe dönük müstahkem kuleler haline geldi, geliyor; onlar Batı’ya ne kadar yakınsa, Rusya kendisini o kadar tehdit altında hissediyor. Rusya’nın katı ve efendi-köle yaklaşımı durumu daha da kötüleştiriyor. Yeni müttefikler bulmak zorunda kalan ikili ise eski dostlarının ekonomik ve coğrafi öneminin yerini doldurmaya çabalıyor.

Kaynayan Ukrayna çatışması Güney Kafkasya’da tam kapsamlı bir diplomatik savaşı körüklüyor. Rusya’nın Rus İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği’nden oluşan tarihsel bağlamı göz önüne alındığında, uzlaşma yerine saldırganlığa bağlı kalmak bir çıkmaz sokak olarak kabul edilmeye daha müsait. Paşinyan’ın Putin’le görüşmesi, Ermenistan’ın sadakatini yeniden kazanmak için geçici bir zeytin dalı da olabilir ya da onun zayıflığının alaycı bir şekilde istismar edilmesi anlamına da gelebilir. Hangisi olduğunu elbette zaman gösterecek fakat Ermenistan’ın Rusya’ya karşı hala bir alternatif üretememesi, onu Rusya’ya karşı giderek daha da savunmasız ve çaresiz bırakıyor.

Batılı yetkililer, başta Kazakistan olmak üzere diğer ülkelere de kur yapmaya devam ediyor. Ancak Kazakistan’ın daha güçlü bağları ve Rusya ile daha az gerilime sahip olması onu daha zorlu bir hedef haline getiriyor. Bu nedenle Batı, Kırgızistan gibi daha zayıf, bağımlı ülkelere Gürcistan ve Ermenistan gibi Rusya’ya zaten mesafeli olan ülkelere odaklanmış durumda.

Bu da analistlerin şu tahminlerini doğruluyor: Sovyetler Birliği’nin kabuğu Rusya’nın etrafında parçalanıyor ve Rusya’nın etki alanının gücü belirsiz kalıyor. Batının amansız baskısı, Rusya’nın katı yaklaşımı ve modası geçmiş hakimiyet çabalarıyla birleşince, Moskova’nın bölgede ayakta kalması için önemli bir değişikliğin elzem olduğu ortaya çıkıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x